MURSALLI DİYE BİR BELDE…
İnsanların yaşamında çok özel yeri olan olaylar, kişiler ve yerler vardır. Bu olayları unutamazlar, kişiler için yüreklerinin bir köşesinde her zaman bir yer ayırırlar. Bir de etkisi altında kaldığımız,her gittiğinizde duygu seline kapıldığınız, doğası ve insanları ile sizi içine çeken yerler vardır. İşte Mursallı benim için böyle bir yer.

Nedendir bilinmez bu aidiyet duygusu insanın doğasında var.Ve ben de  kendimi sanki Mursallı’da doğup büyüyen biri gibi hissediyorum.Halbuki gerçekte  1000 km daha doğuda Karadenizde Samsun’un bir köyünde dünyaya gelmişim Nasıl ki insanlar doğdukları ,büyüdükleri çocukluk dönemini yaşadıkları yerleri hele hele bu yerden uzaklarda yaşıyor iseler unutamaz ve özlemle anarlarsa ben de aynı duyguları yaşıyorum aslında .Doğduğun yer değil doyduğun yer  diyerek hasbelkader 22 yılımı bu yörede ;Aydın’da tamamladım.

Mursallı’ya olan ilgim ,söz konusu bu belde sakinlerinin büyük çoğunluğunun tıpkı bizim dedelerimizin 1924 yılında yapılan Türk-Yunan Mübadelesinde  Yunanistan Selanik’ten gelenlerden olduğunu öğrendiğim zaman başladı.Hani toprak çekti derler ya.Beni de Mursallı bir mıknatıs gibi çekmeye başladı ve çok kısa zaman içinde Mursallı’dan birçok arkadaşlık ve dostluklar kurdum.Her fırsatta Mursallı’ya gittim,Mursallıda yapılan tüm etkinlikleri izledim.Beldenin Eğitim Kültür Derneğinin her yıl düzenlediği yemekli gecelerine katıldım. Mübadele ve Mübadiller konusunda Mursallı’da  araştırma yapan ,mübadeleyi yaşayan kişilerle röportajları bulunan, ‘’ Mübadelenin Öksüz Çocukları’’ ve ‘’İki Vatan Yorgunları’’ kitaplarının yazarı İskender Özsoy’a rehberlik ettim.Böylece yörenin güzel insanlarını çok daha yakından tanıma fırsatım oldu. 2007 yılında yapılan ve kayıt altına alınan bu röportajlarda Mübadele öncesi Yunanistandaki yaşamları ve Mübadele sırasında yaşanan acılar,sıkıntılar , daha sonra Mursallıda yeniden hayata tutunma savaşı ve uyum sağlama güçlükleri anlatılmıştı.Ama maalesef bu insanlarımızı da son yıllarda birer birer yitirdik.Mekanları cennet olsun.

Mursallı hakkındaki özel duygu ve düşüncelerimden sonra beldemizin tanıtımına geçebiliriz.

Tarihçe

Anlatılan bir rivayete göre Mursallı adı eski tarihlerde bu bölgeye yerleşen Musa ve Ali adlı iki çobanın  isimlerinden gelmektedir .Zamanla  köyün adı Mursallı’ya dönüşmüştür.Bu söylentinin ne kadar doğru olduğu bilinmez ama bilinen bir gerçek vardır ki,Osmanlı zamanında bu köyün bir Rum köyü olduğu,ahalinin tamamının Ortodoks Hıristiyan olarak hayatiyetlerini   sürdürdükleri ve 1860 lı yıllarda yapıldığı sanılan bölgenin en büyük kilisesine sahip oldukları bilinmektedir.İmparatorluğun  azınlıklara  tanıdığı hoşgörü ortamında çevredeki Türk köyleri ile komşuluk ve ticari ilişkilerini yıllarca sürdürmüşlerdir.O kadar ki  ana dillerini unutmuşlar ve evlerinde bile Türkçe konuşur olmuşlardır.Bu beldenin o tarihlerdeki bir örneği de İzmir’e bağlı Selçuk İlçesinin Şirince köyüdür.Kurtuluş savaşı öncesinde düşman işgaline uğrayan yerlerden olmasına karşılık nüfusunun Rum azınlıklardan oluşmasından dolayı Mursallı’da herhangibir taşkınlık ve olumsuz durumlar yaşanmamış,köy sakinleri tarımsal çalışmalarına ve ticari faaliyetlerine devam etmişlerdir.Ta ki yurdumuzun düşman işgalinden kurtarılması ve Cumhuriyetimizin kurulmasından sonra sadece Mursallı’da değil ülkemizin genelinde yaşayan Ortodoks Rumlar isteklerine bakılmaksızın Yunanistan’a göç etmek zorunda kalmışlardır.Tarihte bir örneği olmayan ve adına ‘’Mübadele’’ denilen bu olayda İstanbul’daki Ortodoks Rumlar ile Yunanistan Batı Trakya bölgesinde yaşayan Müslüman Türkler bu uygulamadan muaf tutulmuşlardır.30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması gereğince artık bir arada yaşamaları mümkün görülmeyen  Türkler ve Rumlar yaşadıkları ve vatan bildikleri topraklardan çok büyük acılar ve sıkıntılar içinde koparıldılar .Mübadeleyi yaşayan her iki  toplum üyeleri gittikleri yerlere uyum sağlamakta güçlük çektiler , yıllarca bu travmayı üzerlerinden atamadılar.Özellikle yazımıza konu olan Mursallı’ya gelen mübadiller dil konusunda güçlük çektiler.Çünkü Müslüman Türk oldukları halde Mübadele öncesi yaşadıkları Selanik Grevena ve çevresindeki Rum köyleri çoğunlukta olduğundan Türkçe değil Rumca konuşuyorlardı.Türçeyi Mursallı’ya geldikten sonra öğrendiler ama aile içinde Rumca konuşmalarını da sürdürdüler.Aynı sıkıntıları mübadele ile Mursallı’dan Yunanistan’ın Evia adasına giden ve orada yerleştikleri yere ‘’Neo Mursalli’’(Yeni Mursallı) adını veren mübadil Rumlar da yaşadılar. Zaman zaman  Mursallı’ya gelen Yunanlı turistler beldede yaşayan şimdiki sakinlerin kendi dillerini konuşmalarına şahit oldukça şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar.

Mursallı’nın tarihçesine ilave edilecek çok önemli bir olay da Atatürk’ün Mursallı’ya ziyaretidir.Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk 1937 yılında Ege manevralarını izlemek üzere Aydın’a gelmiş ve Söke ovasındaki askeri manevraları izlemek üzere Mursallı ‘’TarassutTepesine’’ çıkmıştır.Bu bölgede Albay İsmail.Hakkı Tekçe komutasındaki birlikleri denetlemiş,Ankara’ya döndükten sonra da Mursallı’da kendisine gösterilen ilgi ve alakadan dolayı  bir teşekkür yazısı ve madalya göndermiştir. Mursallılar için manevi değeri çok büyük olan bu madalya ve yazı Mursallı Belediyesinde sergilenmekte ve muhafaza edilmektedir.

Günümüzde Mursallı

Mübadele öncesi çok sayıda Rum evlerine ve Arnavut kaldırımlı sokaklara sahipken şimdilerde bu değerlerini yitiren ancak birkaç tane eski yapılar ile tüm olumsuz koşullara rağmen dimdik ayakta kalabilen bir kilise bulunan Mursallı’da başta kuru incir üretimi olmak üzere tarım faaliyetleri sürdürülmektedir.1958 yılında köy statüsünden Belediye statüsüne geçen beldede 5-6 hane Arnavut kökenli ailenin dışında tamamı Selanik Grevena ve köylerinden gelen Mübadil torunlarını oluşturduğu 1250 nüfus yaşamaktadır.Gelenek ,görenek ve yemek kültürlerini mümkün olduğunca yaşamaya ve yaşatmaya çalışmaktadırlar.Okumaya ve eğitime çok önem veren belde halkının bu yöndeki gayretleri sonucunda okuyan ve üniversite öğrenimini tamamlayan   ve çeşitli kamu kuruluşlarında önemli yerlere gelen kişiler olduğu gibi , özel sektörde başarılı iş adamlarını da görmekteyiz.Son yıllarda tarımsal ürünlerdeki girdi maliyetleri artması ve bazı tarımsal ürünlerdeki fiyat politikaları  tarım nüfusunun giderek azalmasına ,Aydın ve komşu illere göçlerin gerçekleşmesine sebep olmaktadır. Mursallı jeotermal enerji potansiyeli bakımından oldukça zengin bir bölgede bulunmaktadır. Bölgede Termal tesisler,Elektrik üretimi ve Turizm yatırımları için yeni bir cazibe merkezi olma yönünde çalışmalar  gözlemlenmektedir. Doğadaki dengenin bozulmasına sebebiyet vermeden ,toprak ve sularımızın kirlenmesine engel olacak tedbirleri de alarak termal ve turizm yatırımlarının yapılması,jeotermal enerjiden elektrik üretimi bölgede istihdamı artıracak,gelir düzeyini yükselterek  çevre insanının olduğu gibi Mursallı halkının da refah düzeyini artıracaktır. Mursallı’nın diğer uyuyan bir potansiyeli ise Turizm olarak görülmektedir.Çok geç kalınmış olsa da beldenin Mübadele öncesinden kalan tarihi Rum evlerine sahip çıkılması ve halen sapasağlam duran Ortodoks Rum Kilisesisinin restore edilerek ziyarete açılmasının beldeye büyük bir turizm hareketi ve canlanma getireceği kuşkusuzdur. Kilisenin restorasyonu konusunda sevindirici haberler  olduğu ancak bu konunun gerek Mursallı Belediyesi gerek Germencik Kaymakamlığı olarak daha etkin çalışmalarla takip edilmesi gerektiği düşünülmektedir.Mursallı’da görülmesi gereken bir diğer yer ise Milli Egemenlik Tepesi ya da diğer adıyla Şahin Tepesi denilen ve Mursallı Belediyesince düzenlenen piknik alanıdır.Her türlü yemekli toplantıların ve düğün etkinliklerinin de yapılabildiği tepenin doyumsuz bir manzarası bulunmaktadır.Yazımı bu konuda komşu ilimiz Muğla’ya bağlı iki köyden örnek vererek sonlandırmak istiyorum.Belki birçoğumuz bu yerlerin ününü duymuş ve hatta ziyaret ederek görmüşsünüzdür.Birincisi Muğla’ya bağlı Çaybükü köyünde 2006 yılında açılan Belen Kahvesi.Meşhur ‘’Ormancı’’ türküsünde anlatılan olayın geçtiği köy kahvesi,o zamanki köy muhtarı ve zamanın Muğla Valisinin katkıları ile restore edilerek ziyaretçilere açılmış.Bugün yılda 40.000 ziyaretçinin akınına uğruyor.Diğeri ise yine Muğla’nın Yerkesik Beldesine bağlı Kerimoğlu Evi . 2008 Yılında açılan bu ev de  aynı Belen kahvesi gibi  yılda binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor.Görüldüğü gibi geçmişleri tarihi olaylara şahitlik eden bu yerler  2006 ve 2008 gibi çok da eski olmayan yıllarda Valilik ve Muhtarlıklarının çabaları ile tanıtılarak yerli ve yabancı turizmine kazandırılmışlar.Sanıyorum söz konusu bu köy sakinleri bu hizmeti yapan Muhtar ve İl Valilerini minnet ve şükranla anmaktadırlar.Mursallı için de benzer çalışmaları yaparak bu özel beldeyi turizm açacak  ve böylece tarihe adını yazdıracak Belediye Başkanı,bir Kaymakam ve hatta bir il  Valimiz  olacaktır diye düşünüyorum.Mursallı tarih geçmişi ve doğal güzellikleriyle bunu fazlasıyla hak ediyor…