O yıllarda Samsun, bütün sokakları denize açılan küçük bir sahil şehrimiz olmakla beraber denizden ulaşımının yanında bugünkü Araştırma Hastanesinin yerinde bulunan havaalanı ve demiryolu ile de Anadolu illeri arasında bağlantısı olan ender kentlerimizdendi. Liman ile DDY Tren istasyonu arasındaki demiryolu Samsun halkının denizle buluşmasına hep engel olagelmiştir, halen de öyledir. İşte benim Bisiklet aşkım tam da söz konusu bu alanda başladı.
Liman inşaatının sürdüğü o yıllarda Çarşamba yolu üzerindeki taş ocaklarından dinamitlerle patlatılarak iş makinaları ve kamyonlarla getirilen büyük kaya parçalarıyla mendirek yapımına devam edilirken, hala sebebinin ne olduğunu bilemediğim kumsal bir alan oluşmuştu sahilde...Hayalimde hatırladığım kadarıyla bu alanda iki ve üç tekerlekli bisiklet kiralayanlara iş alanı açılmış ve çocukluk arkadaşlarımızla beraber biriktirdiğimiz harçlıklarımızı burada harcıyorduk. Tabii ,önce üç tekerlekli bisikletlerde hevesimizi aldıktan sonra diğer günlerde iki tekerlekli bisikletlere geçme zamanımızın geldiğine karar veriyoruz. Bu o kadar kolay olmuyor , bir yandan bisikletlerin sahibi amcamızın bisikletlerine zarar gelmesini istemediği için uyarılarına dikkat ederken bir yandan da sürüşümüzü geliştirmek için arkadaşlarımızla birbirimize yardım ettiğimizi hatırlıyorum. Nihayet birkaç hafta sonunda bisiklet kullanmayı tam olarak öğrenmenin mutluluğu ve sevincini yaşıyorum. Bundan sonra anlatacaklarımda da görüleceği gibi artık bisiklet benim hayatımın bir parçası oluyor.
Bugünkü çocuklar gibi bizlere babamız veya dedemiz hiçbir zaman bisiklet almadı, alamadı. Aslında o zamanki Samsun şehrimiz de bisiklet kullanmak için sınırlı bir alana sahipti. Hatta bizim evimizin bulunduğu Fatih mahallesi de bisiklet kullanmaya hiç müsait değildi. Buna rağmen bendeki bisiklet tutkusu sürüyordu.
Aradan seneler geçti , lise son sınıfta bir dersten sınıfta kalınca okula devam mecburiyetim olmadığı için Samsun’umuzun ilk turistik oteli olan Vidinli Otel ‘de (Maalesef çok anılarım olan bu otel binasında şu anda satılık levhasını görünce üzülüyorum) belboy olarak çalışmaya başladım. Birkaç ay sonra elimde bir bisiklet ile eve geldiğimde annemin çok kızdığını ve beni azarladığını hatırlıyorum. Kendi kazandığım para ile ikinci el de olsa ilk bisikletimi almış ve hayalime kavuşmuştum. Babam bir şey dememişti, zaman içinde annem de bu kararıma anlayış gösterdi. İzin günlerimde bisikletimle gezmeyi çok seviyor, ufak tefek tamirat işlerini, patlayan lastiklerini onarmayı da öğrenmiştim. ‘’Harley ‘’ marka çift kadrolu bisikletimi temiz ve bakımlı tutmaya çalışıyordum.
Bir yandan işimde çalışırken , sınıfta kaldığım matematik sınavıma da hazırlanıyordum. Sınav günü geldi çattı. Sınavımın iyi geçtiğini ve geçerli not alacağımdan emindim ancak sonuçlar belli olduğunda sınavı geçemediğimi öğrenince büyük bir şok yaşadım. O günün moral bozukluğu ile eve geldikten sonra bisikletime atladığım gibi yola çıktım. Kendimi Samsun – Çarşamba yolunda buldum. Ani bir kararla Çarşamba’ya gitmeye karar verdim. İşte benim ilk ve son en uzun bisiklet yolculuğum bu oldu. 36 Km lik Samsun- Çarşamba arasındaki otoyolun o yıllardaki durumu dikkate alındığında ve sahip olduğum bisikletin böyle bir yolculuğa müsait olmadığı düşünüldüğünde nasıl böyle bir çılgınlık yaptığıma hala çok şaşarım. Gidiş istikametinde hiç mola vermeden ve bisikletimden inmeden Çarşamba’ya varmıştım. Yeşilırmak kıyısında bir çay bahçesinde dinlendikten sonra dönüş yoluna geçmiş, arada molalar vererek Samsun’a sağ salim dönmüştüm. Otoyolun tek şerit olması ve yol standartlarının düşük olmasının ve o zamanlardaki trafik yoğunluğunun nispeten az olmasının, bu macerada benim için bir şans olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Ama o gün, hayatım boyunca hatırlayacağım güzel bir anı olarak hafızamda kalmıştır.
Yıl 1969. Artık İzmir Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencisiyim. Bornova Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurduna kayıt yaptırdığımda okulum ve yurt arasında olduğu gibi çevrenin de bisiklet için çok uygun arazi yapısına sahip olduğunu görünce bisikletimi yanıma almaya karar verdim. Böylece Fakültemize hatta Bornova’ya bile bisikletle gidip gelebilecektim. Samsun’dan Devlet Demiryolları kargosuna teslim edilen bisikletimi aktarmalı olarak geldiği için sanıyorum 10 gün sonra İzmir Alsancak DDY garından aldığım günü bugün gibi hatırlıyorum. Özenle sarılarak Samsun’da babam tarafından DDY kargosuna verilen bisikletimin teslim aldığımda lastik şişirme pompasının yerinde olmadığını, çalınmış olduğunu farketmiştim. Buna çok üzüldüm ama görevli memur bu tür olayların olabildiğini söyleyerek beni teselli etti. Teslim aldığım bisikletimle Bornova ‘ya öğrenci yurduma geldim. Böylece bisikletimin 6 yıllık Bornova misafirliği başlamış oluyordu. Bisikletimi kaldığım öğrenci yurdunun giriş kapısı önünde belirlenen bir yere bırakıyor, hava koşullarının uygun olduğu zamanlarda çok yakın olan Ziraat Fakültesine 5-10 dakikalık bir yolculuk ile gidip gelebiliyor bazen de Bornova’ya kadar gidip dönüyordum. O zamanlar bisiklet park yerleri olmadığından ve şimdi olduğu gibi bisikletler zincirler veya çelik halat kilitleri ile kilitlenmiyordu. Arka lastiklerin bisiklet üzerinde monteli bir manivela ile kilitlenmiş oluyor ve istediğiniz bir yere bırakabiliyordunuz. Çalınma korkusu pek yoktu. Bisikletinizin başına geldiğinizde anahtar ile bu manivelayı açarak yolunuza devam ediyordunuz. Daha sonraki yıllarda başıma gelen bisiklet çalınma hikayelerini biraz sonra anlatacağım.
Yıllar yılları kovaladı. Nihayet 1977 de Üniversiteden mezun olmuş ve Samsun’a dönmem ve iş müracaatlarımı yapmam gerekiyordu. Bisikletimi aynı yolla yani DDY kargosu ile Samsun’a yolladım. Kısa bir süre sonra ilk tayin yerimiz Adapazarı Yem Fabrikası olarak belli olunca bu defa bisikletime de Adapazarı yolu görünmüş oldu. Adapazarı bisiklet için çok ideal bir şehirdi. Merkezde oturduğumuz evden hafta sonlarında tamamen düzlük olan yakın köylere bisikletle gidiyorum, mesleğim gereği köy kahvelerinde tarımsal konularda sohbetler yapıp dönüyordum. Çarşı içinde de işlerimi bisikletle görüp geliyordum. Bisikletimi kirada oturduğumuz evin apartman giriş kapısının iç kısmına koyup üzerindeki kilidi ile kilitliyordum. Bir gün kalktım ki bisikletim yok. Evet çalınmıştı. Çok üzülmüştüm o benim yol arkadaşım, bende çok hatırası olan bir parçamdı ama yapılacak bir şey yoktu. Giden gitmişti…
Bu arada askerlik görevimden sonra Adapazarı Zirai Mücadele Müdürlüğünde çalışmaya başlamıştım ve sık sık köylerde çiftçi eğitim toplantılarına gidiyorduk. Giden gelmez diye düşünürken bir mücize oldu. Bisikletimin kaybolmasının üzerinden 3 ay geçmişti . Yine böyle bir görevden dönerken şehre yaklaştığımızda yol kenarında bisikletimin durduğunu görünce şoför arkadaşımıza yavaşlamasını söyledim. Bisikletimi tanımıştım , evet oydu. Bisikletimi iyice inceleyip benim olduğuna emin olduktan sonra biraz ileride yol yapım çalışması yapan işçilere seslendim. Bisikletin benim olduğunu aksini iddia eden varsa gelsin beni bulsun diyerek kaptığım gibi görev aracımız pikabın arkasına attım. Böylece bisikletime kavuşmuştum. Sonradan öğrendim ki evimiz önünden çalınan bisikletim bir akşam Adapazarı Uzun Çarşıda terk edilmiş olarak esnaf tarafından bulununca Belediye kayıp eşya bürosuna teslim edilmiş ve belediye işçileri bisikletimi bu şekilde kullanıyorlarmış. Böylece bisikletime kavuşmuştum.
Askerlik görevim dahil 3.5 yıl Adapazarın’da kaldıktan sonra ikinci tayin yerimiz memleketim Samsun oldu. Bu defa eşyalarımız ile birlikte bisikletimi de Samsun’a getirdim. Bir müddet daha bisikletim bana arkadaşlık yapmaya devam etti. Ancak gerek evimizin bulunduğu yer, gerek se zaman içinde araba sahibi olmamız nedeniyle bisikletimi kullanamaz oldum. Kirada kaldığımız apartmanlarda bisiklet muhafazasının güçlükleri karşısında benim için çok zor olsa da satılması kararını aldım. Satılık levhasını asarak babamın Çiftlikteki berber dükkanının önüne bıraktığım gün benim için gerçekten hüzünlü bir gündü. Uzun yıllar bana arkadaşlık yapan , başından bu kadar hikayeler geçen can yoldaşımından ayrılıyordum. Babam bir akşam bisikletimin satıldığı haberini verdi. Benden sonra yeni sahibine daha ne kadar hizmet etti , bilemiyorum.
Yıl 1989. Aydın’dayız. Yeni yerimize kısa zamanda adapte olduk. Hatta geçen 2 yıl içinde ilk olarak taşındığımız kooperatif evimizi satarak hemen yanımızdaki Altınevler sitesinden bir daireye taşındık. 1980 Adapazarı doğumlu büyük oğlumuz Ali Barış ve 1982 Samsun doğumlu diğer oğlumuz Mustafa Uğur’a birer bisiklet aldık. Evimizin bahçesi ve çevresi bisiklet kullanmaya çok müsaitti. Uğur’un bisikleti biraz küçük boy olduğundan Barış için aldığımız bisikleti ben de ara sıra kullanıyordum. Barış ‘ın bisikletinin markası Sarda, Uğur’un ki ise Bisan ‘dı.
Yazımızın konusu bisikletlerimin hikayesi olduğu için 1994 yılından sonra zorunlu olarak yer değiştirdiğimiz ve Garaj caddesindeki Zeybek apartmanımızdaki bisiklet çalınma olayı ile devam etmek istiyorum. Söz konusu evimiz henüz natamam, yani bitmemişti. Dairemiz apartmanın en üst katında yani 8. kattaydı. Asansörü de yapılmadığı için bisikletlerimizi hemen üst katımızdaki asansör odasında birbirlerine zincirle bağlamış olarak muhafaza ediyorduk. Bir gün bir baktım ki bisikletlerden Uğur’nki yok, çalınmıştı. Asansörü olmayan, 8 katlı bir binanın en üst katına çıkarak hem de zincirlerini kırarak merdivenlerden indirmek suretiyle çalıp götürmek nasıl bir cesarettir, hala şaşarım. Çalan kişide merdivenlerde birisine rastlarım korkusu bile olmamış, hayret.. Neyse bu defa diğer bisikletin kaldığına şükrettim ama yine de aylarca Aydın yollarında çalınan Bisan bisikletimizi boşuna aradı gözlerim. Bu defa giden gitmişti.. Diğer bisikletimizi apartmanımız tamamlandıkça bodrum katındaki garaj yerimize kilitleyerek muhafaza etmeye başladık. 2006 yılına kadar oturduğumuz bu evimizden taşınarak Ulukent sitesinde 2 yıl kadar kirada oturduk. Ulukent sitesinde bisikletimi apartmanının park yerinde bisikletler için yapılmış olan bisiklet park yerine bağlıyordum. Burada oturduğumuz 2 yıl boyunca site bahçesinde açık havada park ettiğimiz halde sitede güvenlik kameraları ve güvenlikçilerin olması nedeniyle bisikletimizin başına bir olay gelmedi. Ta ki satın aldığımız Piramit sitesindeki evimize taşınıncaya kadar..
Yıl 2008 Nisan ayında yeni evimize taşınmış, bisikletimi de apartmanın bodrum katına bırakıyordum ama bu oldukça zahmetli oluyordu. Bazen de gündüzleri apartman önünde kilitleyip bıraktığım zamanlar oluyordu. Yine böyle bir gün akşam bisikletimi bodrum katına indirmeyi unutmuştum ki sabahleyin baktığımda bisikletimin yerinde yeller esmiyor mu?. Evet bu bisikletimi de böyle çaldırmıştım. Neydi bu bisiklet hırsızlarından çektiğim. Tabii gene çok üzülmüştüm ama yapacak bir şey yoktu. Eşeğimi sağlam kazığa bağlamamıştım. Gene giden gitmişti. O günden sonra da Sarda bisikletimi bulabilir veya Aydın sokaklarında rastlayabilirim ümidiyle boşuna bakındım durdum. Giden bu defa da geri gelmedi…
Şimdi, yani şubat 2015 tarihi itibariyle ‘’Çelik’’ marka bir bisikletim var. Emekli olduktan sonra yaptığım Sorumlu Yöneticilik işi için çalıştığım ekmek fırınlarının denetimlerine giderken – gelirken aldım onu. Çok da iyi oldu. Aydın içinde yürüyüş mesafesi olarak uzak ama bisiklet ile kolayca ulaşabildiğim uzaklıklarda olan ekmek fırınlarını denetlemek için gidip gelmem bu sayede çok kolay oluyor ve böylece bisiklet sevdamı devam ettiriyor hem de spor yapmış olıyordum. Zorunlu olmadıkça şehir içinde araç kullanmaktansa bisiklet kullanmayı tercih ettim. Halen de öyle yapıyorum. Bisikletimi önceleri bodrum katına indiriyordum ama daha sonra apartmanımızın girişinde yapılan bisiklet park yerine kilitleyip bırakmaya başladım. Tabii hırsıza kilit olmazmış, hep acaba yeniden bisikletim çalınır mı korkusu var içimde ama sağlık olsun yeter ki cana gelmesin, çalınırsa da yenisini alırım diyorum.
Son söz; ayaklarım tuttuğu ve sağlığım elverdiği sürece bendeki bu bisiklet sevdasının bitmeyeceğini biliyorum. Bunca yıllar içinde ufak tefek bisiklet kazası da geçirmedim değil ama yine de herkese özellikle Aydın gibi müsait olan kentlerde bisiklet kullanmalarını öneriyorum.
Hüseyin YILMAZ 25 Şubat 2015-AYDIN


